Mahremiyet Neden Hepimiz İçin Önemli

 

Edward Snowden belgelerinin kamuoyuna duyurulmasında en aktif rol alan gazetecilerden biri olan Glenn Greenwald, TEDTalks’ta mahremiyet kavramınının önemine dair bir konuşma yapıyor. Snowden’ın ABD devletinin internet kullanıcılarının mahremiyetini dikkate almayarak dinleme ve izleme faaliyetlerinin kamuoyuna sızdırılması olayının mahremiyete dair çeşitli farklı fikirleri tetiklediğini anlatan, Ekim 2014’te gerçekleştirilen, dolayısıyla oldukça yeni olan konuşmada, Greenwald çeşitli örnekler ve olaylar üzerinden mahremiyeti irdeliyor.

 

Konuşmasının başında Greenwald, 16 aydır “Neden Mahremiyet Önemli?” sorusu konusunda çalıştığını belirtiyor. Bir zamanlar liberalleşme, özgürleşme ve demokratikleşmenin temel unsuru olarak lanse edilen internet hakkında, Snowden’ın ortaya döktüklerinden sonra ciddi bir paradigma değişimi yaşandığını vurguluyor. Greenwald konuşmasının asıl hedef kitlesi olarak, “Sadece uygunsuz ve suçlu davranışlarda bulunanlar bu tür istihbarat faaliyetlerinden korkmalılar.” şeklinde düşünen ve mahremiyet ihlalleriyle ilgili problem görmeyen insanlara hitap ediyor. Bu tür bir düşünce, dünyada sadece iki tür yani iyi ve kötü diye iki grup bulunduğu yanılgısını üretiyor.

 

Greenwald, öncelikle, mahremiyetin önemsiz olduğunu iddia eden grubun, buna inanmadığını ve bir taraftan kendi güvenliklerini sağlamak için ellerinden geleni yaptıklarını belirtiyor. Bu tür fikre sahip olan bir çok insana, email şifrelerini bütün email kontakt adreslerine göndermesini önerek Greenwald’ın bu önerisine hiç kimse yanaşmıyor. Konuşmacı, tekrar tekrar, insanî olarak saklamak isteyebileceğimiz şeyler olacağını ve mahremiyetin bu konuda hayati derecede önemli olduğunu söylüyor. Mahremiyet ihtiyacı, Greenwald için en temel insan ihtiyaçlarından biri.

 

Jeremy Bentham’ın “Panopticon” adlı, hapishaneler için bir izleme sistemi geliştirdiğini ve bu sistemin detaylarını açıklayan Greenwald, bu şekilde psikolojik bir itaat sistemi oluşturulduğunu anlatıyor. Bu psikolojik disiplin sistemini siyaset bilimi disiplini içinde açıklayan Foucault’yu da anıyor, ve sürekli izlenme psikolojisinin toplumları dönüştürme ve disipline etmede artık modern Batı’nın yolu olduğunun altını çiziyor. Siyasi izlemenin edebiyattaki zirve noktası, Orwell’in 1984 adlı romanı. İbrahimî dinlerin de her an herşeyi gören bir tanrı anlayışına sahip olduğunu belirtiyor.

 

Greenwald, “sadece suç işleyenlerin mahremiyete ihtiyacı oldukları” anlayışının ayrıca iki yıkıcı fikri de beraberinde getirdiğini açıklıyor. Bunlardan birincisi, “eğer birinin mahremiyete ihtiyacı varsa, muhakkak kötü işler çeviriyordur.” fikri. İkincisi ve daha hasarlı olan fikir ise, siyasî otorite sahiplerine kendini zararsız ve uysal olarak göstermeye çalışıldığı takdirde, mahremiyet ihlallerinden korkmanın gereksiz olduğudur. Bu şekilde, siyasi otoritelere kayıtsız şartsız itaat riski ortaya çıktığını belirten Greenwald, bir toplumun sıhhatinin seviyesinin, uysal ve itaatkar toplumunun miktarı ile değil, muhalif olmayı seçenlere nasıl davranıldığıyla ölçülebileceğni vurguluyor.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.